BU SİTE BİR EROLKARASİTELERİ HİZMETİDİR

 VEFA BİR İSTANBUL EFSANESİ
SEMTİ İÇİN NE DEDİLER

 

 

İki kilometrekarelik merkez

İlber ORTAYLI

Süleymaniye, Zeyrek ve Vefa’da 35-40 yıl önce İstanbul lehçesinin en özgün örneğinin konuşulduğunu bilir misiniz; bugün oraya gidip de bu dili duyan olmaz


     Türkiye’yi büyütmekten söz edenlerin ve aslında bir kalkınmanın da gerçekleştiği 1950’ler Türkiye’sinde İstanbul’un, surların dışına taşacağını kimse düşünemiyordu. Böyle bir planlama da yapılmadı. Surların içinde açılacak bulvarların nasıl çözüm veya çözümsüzlükler getireceği hesaplanmadı. Her yere bulvar döşemek isteyenler; dar sokaklarda tramvayların binaları yalayarak geçtiğini tekrarlıyordu. Oysa o tarihte de, bugün de Lizbon’un eski semtlerinde tramvaylar binaları yalayarak geçiyor. Kimse Alfama ve Chiado semtlerinde bulvar açmadı. Geniş bulvarlar ve yüksek binalar çevrede yer aldı ve yeni müreffeh Lizbon oralarda gelişti. Eski Lizbon’da ise ülkenin tarihi yaşıyor; binalar, insanlar orada hava değiştiriyor ve şehrin merkezi işlevleri orada görülüyor. İstanbul’un merkezinin ne anlam taşıdığını ise hâlâ anlamış değiliz... Herkes canı ne isterse onu yapıyor, yıkıyor, kuruyor, genişletiyor, kirletiyor.
     Süleymaniye ve Zeyrek, İstanbul’un Bizans’tan beri merkezi semtleri; özellikle Süleymaniye Camii ve külliyesi dolayısıyla 16. asırdan beri Osmanlı toplumunun en seçkin yönetici ve ilmiyye grubu bu iki semtte yaşamıştır. Bu nedenle geçen asırda dahi en seçkin konak ve konut örnekleri burada yer alır. Büyük ve soylu şehirler de elbette zamanla değişir ve değişen teknolojinin getirdiği yeniliklere uymak zorundadırlar. Ancak bu gibi şehirlerin özelliği; kent halkının bir ölçekte ecdatla aynı havayı soluması, aynı sokakta gezinip, aynı evlerde oturması, aynı lokanta ve kafelerde hayatın tadını çıkarmasıdır. İstediği kadar değişsin, Paris XIV. Louis devri ile Rejans devrini solur, Roma, Viyana, hatta Londra böyledir. Onları büyük ve güzel yapan yön de budur ve maziyle bu bağlantının kurulması bir ihtiyaçtır. Oysa İstanbullu için tesadüfen ayakta kalan Beyoğlu dışında böyle bir hava var mı? Aksaray, Beyazıt’ta ecdattan kalma hangi alışkanlığımızı devam ettirebiliriz, günlük hayatımızın onlarla müşterek nesi kalmıştır? Aynı yerlerde mi oturup, yiyor içiyoruz (Çınaraltı hariç)? En kötü örnek ise Süleymaniye, Vefa ve Zeyrek semtleridir. Orada çok değil, 35-40 yıl önce İstanbul lehçesinin en özgün örneğinin konuşulduğunu bilir misiniz; bugün oraya gidip de bu dili duyan olmaz. Binaların yerini kötü trikotaj atölyeleri almış ve elan böyle ilaveler yapılıyor. Düşünün ki bu iki kilometrekarelik alan Osmanlı İmparatorluğu’nun kalbiydi, en zengin ve zevk sahibi sınıflar ve onların kalıntıları 1960’lara kadar burdaydı. Kendini bilen hiçbir ülke, tarih ve kültürünün merkezi olan iki kilometrekarelik sahayı, metropolün insafsız büyümesine kurban etmez; hiçbir toplumun böyle bir lüksü yoktur... Oysa Türkiye yönetimi koruyup, para dökmesi gereken bu bölgeye aldırış bile etmiyor. Sıkılmadan Zeyrek bölgesini UNESCO’nun tarihi eserler listesine aldırıp; korunacak diye beynelmilel bir bürokrasinin hantallığına terk etmişiz. Bununla övünüyor ve hepimiz bundan medet umuyoruz. O sokaklar ve binaların, her biri ele alınıp, restore edilmek, kötü yapılaşmalar gereken tazminat ödenerek temizlenmek gerekirdi; Zeyrek Camii’ni onarıyoruz ama Vefa’da Kilise Camii’ne el atan yok. Tarihi Vefa Bozacısı’nın etrafı mezbele, çocukluğumda İstanbullu teyze ve amcaların oturduğu ahşap yapılar gitmiş, yerini melun suratlı briket atölyeler almış; iki kilometrekareyi adam edecek para ve hamiyyetimiz de mi yok!
     Bıraksalar Paris’in, Roma’nın encamı da İstanbul’a dönerdi. Ama Frenklerde şuur var.

MİLLİYET GAZETESİ

09 ARALIK 2001

VEFA'DA

Bir sonbahar sabahı, daha güneş kendini ısıtamıyor. Loş bir aydınlık var Vefa'nın caddelerinde. İnsanlar ağır adımlarla dövüyorlar yıpranmış asfalt. Kimi işine kimi okuluna gidiyor. Cibâli Lisesi önünde bir adam, eli cebinde, kafasında binlerce düşünce yavaş yavaş yürüyor; vakti zamanında Bizanslı zenginlerin, Osmanlı saray erbâbının yürüdüğü caddede. Tıpkı kendi gibi bu cadde de yıpranmış. Ve daha yeni uyanan semtin sokaklar nerede ise boş. Vefa Semti'nde elinde fotoğraf makinesi ile ben ve bütün yorgunluğuna rağmen ihtişamla poz veren yıllanmış Vefa sokaklar… ıstanbul'un tarihi yarımadasında, yedi tepeden üçüncüsü üzerinde kurulu, Osmanlı dokusunun hâlâ hissedildiği Vefa Semti mağrur bir ifade ile selamlyor yeni doğan günü. Sabahın serin esintisi canlandırıyor uykulu bedenleri. Yavaş yavaş styor güneş soğuk taş binalar. Derken beni ilk selamlayan Şeyh Vefa Külliyesi oluyor. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında yaşamış, devrin ileri gelen mutasavvıflarından Şeyh Vefa Musliheddin Mustafa Efendi tarafından yapılmış. Zaten semt de adn bu zattan alıyor. Vefa Külliyesi Vefa Caddesi'nin sonunda olanca heybeti ile dimdik ayakta duruyor. nsan hoş bir mimarî eser görmenin sevincini yaşyor çünkü etraf öyle nahoş yaplarla dolu ki… Vefa Caddesi'nden dar bir sokağa kvrlyorum. Önüme binalar arasna skşmş, kiliseden bozma Molla Güranî Camî çkyor. Camî önündeki hazire (camî avlusundaki mezarlk) ilgimi çekiyor. Söylenene göre şehrin içinde kalabilmiş hazirelerin en güzeliymiş. Ağaçlarla çevrili halî ve güzel taş süslemeleri de bunu kantlyor. Gözüme camî karşsnda çamurlu şantiye alan ilişiyor. çim burkuluyor. nsanlar semtin kalbine hançer saplyorlar ve belki de farknda olmadan ağr ağr yok ediyorlar Vefa'y. Her şeye rağmen Vefa ne unutulmuşluğa aldryor ne de yllar yl başna gelen afetlere, ykmlara ve kymlara. O kendinden emin gülümsüyor insanlara. Hâlâ tarih kokuyor her sokağ buram buram. Bir fahişenin üzerindeki paha biçilemez gerdanlk gibi duruyor Vefa'nn koynunda en genci üç asr görmüş yaplar. Yürüyorum şirin Arnavut taşlar ile döşenmiş caddede. Artk güneş iyiden iyiye aydnlatyor dar sokaklar. Hareketleniyor caddeler. nsanlarda bir iş telâşesi, yorgun çehrelerde bir ümit yeni doğan güne karş. Ve biliyorlar ki bin yllarca insanlara rzk veren Vefa kendilerini de gözetecek. Bu tatl hayat koşuşturmacasn seyrederek ilerlerken çöplük haline getirilmiş bir yap bütün pembe tabloyu siliyor belleğimden. Tuğlalarna baknca tarihî bir yap olduğu anlaşlyor. Bencillik yapyoruz gibi geliyor bu cömert semte, görünce bu vahim manzaray. Cemal Yener Tosyal Caddesi'ndeyim. Bozdoğan (Valens) Su Kemerine paralel olan bu cadde semti boydan boya kesiyor diyebilirim. Cadde üzerinde Molla Hüsrev Camî'ni görüyorum. Minare, çeşme (yol yükseltildiği için kemer başlangcna kadar gömülü) ve çevre duvar dşnda ilk dönem mimarîsinden iz kalmamş. Camînin tam karşnda tarihi Vefa Lisesi. Biraz aşağda meşhur Vefa Bozacs ve onun hemen karşsnda ilginç bir yap. Ad: Recaî Mehmet Efendi Sbyan Mektebi ve Sebili. Osmanl mimarîsinin ilginç yap tiplerinden biri. Önce hiç göze batmyor. Zaten cadde yükseltildiğinden yol seviyesinden bir metre kadar aşağda. Ön yüzündeki işlemeler ve kabartma yazlar görülmeye değer. nanlmaz kareler de çarpmyor değil insann gözüne. Ahşap klasik bir Osmanl evi, hemen yannda bir yknt, önünde yemyeşil insana gülen bir ağaç kümesi ve çarpk bir cadde. şte günümüz stanbul'una özgü manzaralarn Vefa'daki yansmas. Dede Efendi Caddesi'ne geliyorum. Belki de yllar yl çehresi değişmeyen ender caddelerden. Bir zamanlarn gözde mekan Direkleraras'nda başlayp Vefa Lisesi'nde son bulan bu cadde, bir tarafnda Şehzâde Camî bir tarafnda Damat brahim Paşa Camî ile kartpostallk bir kare sunuyor insana. Vefa sakinleri… Gerek yaşam biçimleri gerekse iç dünyalar ile semtle bütünleşmişler. Vefa da üstü baş ypranmş bir sakini gibi, ykk dökük çarpk binalaryla. O sakini kadar da onurlu, hâlâ ayakta duran tarihi yüzüyle. Ziyaretim Dede Efendi Caddesi'nin Direklerarası'nda biten ucunda son buluyor. Burada Şehzâde Camî Haziresi duvarnn köşesinde, İstanbul'un merkezi olarak saptanan yere dikilen "yeşil taş" var. Bu taş sütun eskiden alttan ve üstten dönen yivli bir sütunmuş. Bugün yol seviyesinin altnda olduğu için dönmüyor. Bu kadim semte veda etmek zor geliyor. Dönerken bir kare özetliyor her şeyi sanki. Pencere parmaklklarna tutunmuş gözleri kapal bir çocuk. Belki de hayal ediyor şu dar sokaklarn olmayşn ve oynamak istiyor özgürce hiçbir zaman oynayamayacağ krlarda. Özlemi o kadar masum ve hakl ki... Bizler onu hapsediyoruz hayallerine. Katiliyiz onun çocukluğunun tpk şu Vefa Semti'nin katili olduğumuz gibi. Son bir not… Bakırcı dükkanın önünden geçerken anlyor insan. O bakrıcı ustasnn çabas gibi insanlığımza dönme çabamız. Yarattığımız düzen nasıl o bakrcı dükkanna bir kuşak sonra kepenk kapattracaksa, bize de insanlğmz unutturacak yakn bir zamanda. Ama bunu bile bile bakrc ustasnn mesleğini yaşatma gayreti gibi insanlk için çabalamak, bir gün düzelecek umudu veriyor yitip giden her şeye rağmen bizlere, yüreklerimize. Bu umutla Vefa’da dolaşmak, semtin günlük kalabalğna karşmak güzel. Her şeye rağmen güzel… Sefa Demir

 

http://vefa.erolkara.net/

yazışma ve iletişim



Önemli not : Lütfen Vefa semti ile ilgili elinizde doküman , resim, anı varsa 
  
Sitemizi tüm Vefa'lılar adına yapılandıralım. 
Ve bilgi deryası internette bugüne ve geleceğe ışık olalım. İlgilenen herkese teşekkürler... Erol KARA